Göktürk Kadıoğlu

Site İçinde Arama

Yüksek faiz konkordato; 2025 ekonomi; konkordato rekoru; yüksek faizin reel sektöre etkileri

Ekonomik takvim yaprakları 2025’i gösterirken, Türkiye’nin üretim koridorlarında derin bir sessizlik ve endişe hakim. Bir zamanlar düşük faiz ortamının teşvikiyle cesur adımlar atan, kredi kullanarak kapasitelerini artıran ve ülkenin büyümesine omuz veren binlerce işletme, bugün adeta bir hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yüksek faiz politikası, bir kurtarıcı olarak sunulsa da, reel sektör için yıkıcı bir dalgaya dönüşmüş durumda.

Dünün Yatırımı, Bugünün Yükü Oldu

Her şey birkaç yıl önce, faizlerin daha makul seviyelerde olduğu bir dönemde başladı. Geleceğe umutla bakan sanayiciler ve tüccarlar, yatırımlarını ve üretim kapasitelerini banka kredileriyle finanse ederek işletmelerini büyüttüler. Bu adımlar, o günün şartlarında akılcı ve ülkenin geleceği için gerekliydi. Ancak, enflasyonla mücadele adına hızla yükseltilen faiz oranları, bu yatırımcılar için bir kapan kurdu. Dünün yatırımları, bugünün taşınması imkânsız yüklerine dönüştü. İşletmeler, artık ana parayı değil, aldıkları kredinin katlanarak artan faizini bile ödemekte zorlanıyorlar.

Konkordato İlanları Tarihi Zirvede

Bu faiz sarmalının en acı sonucu ise istatistiklere yansıyor. Sistemsel olarak küçülmeyi başaramayan, üretim çarklarını durduramayan köklü firmalar bir bir havlu atmaya başladı. 2025 yılı, şimdiden tüm zamanların rekorunu kırarak en çok konkordato ilan edilen yıl olarak tarihe geçti. Yılların birikimi olan işletmeler ya ayakta kalmak için mahkeme kapılarında konkordato talep ediyor ya da daha fazla dayanamayarak iflas bayrağını çekiyor. Bu rakamlar sadece birer veri değil; kaybedilen istihdamın, yok olan üretimin ve sönen umutların hikayesidir.

Yanlış Reçete Enflasyonu Körüklüyor mu?

Elbette piyasada fahiş fiyatlama ve aşırı kâr hırsıyla hareket eden yapılar mevcut. Ancak sorunun tamamını buna bağlamak, ormanı görmeden sadece birkaç ağaca odaklanmaktır. Bugün asıl yananlar, borçla dönen, üreten ve istihdam sağlayan reel sektör temsilcileridir.

Tüm dünyada yüksek faizin tek başına bir çözüm olmadığı, hatta durgunluğa (stagflasyon) yol açabileceği giderek daha yüksek sesle tartışılırken, Türkiye’de bu politikadaki ısrar devam ediyor. Yüksek faiz, üreticinin finansman maliyetini doğrudan artırıyor. Artan maliyetler kaçınılmaz olarak ürün fiyatlarına yansıyor ve bu da ironik bir şekilde enflasyonu daha da yukarı çekiyor.

Türkiye’deki tüketici profilinin kendine özgü yapısı ise denklemi daha da karmaşıklaştırıyor. Para arzı ne kadar daraltılırsa daraltılsın, faizler ne kadar yükselirse yükselsin, tüketici kredi kartlarına yüklenerek harcama eğilimini sürdürüyor. Bu durum, faiz artışının talep üzerindeki etkisini zayıflatırken, tüm yükü üreticinin sırtında bırakıyor.

Sonuç olarak, “yüksek faiz belası” olarak adlandırılan bu süreç, en çok ekonominin bel kemiği olan üreticileri yakıyor. Ekonomiyi soğutma amacı güden bu politika, üretim ateşini söndürme riski taşıyor. Bu yolda ısrar edilmeden önce, üretim çarklarının durma noktasına geldiği gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim