Ana içeriğe atla

Göktürk Kadıoğlu

Tarih, emperyalizmin taktiksel hamlelerini “barış” veya “çekilme” ambalajıyla sunma konusundaki ikiyüzlülüğüne defalarca şahitlik etti. Ancak 2003’ten bu yana Irak’ta sergilenen oyun, küresel güç siyasetinin en kanlı ve en tahrif edilmiş sahnelerinden birini oluşturuyor. Bir buçuk milyondan fazla sivili katledip, kadim bir coğrafyanın kütüphanelerinden altyapısına kadar her şeyini yakıp yıkan, toplumsal dokusunu mezhep savaşlarıyla paramparça eden ABD; şimdi askerlerini çekmekten, “yeni bir dönemden” bahsediyor.

Peki, gerçekte kim, nereden çekiliyor?

Sokaklardaki askeri devriyelerin azalması ya da üslerdeki bayrakların indirilmesi, bir ülkenin bağımsızlığına kavuştuğu anlamına gelmez. ABD, 2003 işgaliyle Irak’ın sadece topraklarına değil; devlet aklına, güvenlik mimarisine, anayasasına ve hepsinden önemlisi iktisadi damarlarına el koydu. Savaş uçakları üslerine dönebilir, botlar Irak toprağından çekilebilir; ancak finansal ve kurumsal kelepçeler Irak’ın bileklerinde sıkı sıkıya durmaya devam ediyor.

İşin finansal boyutuna bakıldığında ortadaki tablo çok daha nettir: Irak petrollerinin geliri ABD Merkez Bankası (FED) üzerinden yönetiliyor.

Irak’ın sattığı petrolün dolar karşılığı doğrudan Bağdat’ın kasasına değil, New York FED’deki hesaplara akıyor. Irak Hükümeti, kendi doğal kaynağından elde ettiği parayı harcamak için dahi Washington’ın onay mekanizmalarına, döviz kotalarına ve finansal denetimlerine tabi tutuluyor. Ülkenin merkez bankası, kendi ulusal parasının ve bütçesinin kontrolünü tam anlamıyla elinde tutamıyorken; egemenlikten, bağımsız bir devletten veya “askeri çekilmeden” bahsetmek katıksız bir illüzyondur.

ABD Irak’tan çekilmiyor; sadece işgalin biçimini değiştiriyor. Üniformalı askerlerin yerini, finansal hegemonyanın bürokratları, istihbarat ağları, özel güvenlik şirketleri ve uzaktan kumandalı siyasi mühendislikler alıyor. Fiziksel varlık azalırken, kurumsal bağımlılık derinleştiriliyor.

2003’ten bu yana Irak’tan çekilen tek şey, askeri birlikler değil; Irak’ın damarlarındaki kandır, geleceğidir ve egemenliğidir. Ülke, zengin petrol kaynaklarının üzerinde yoksullukla, yolsuzlukla ve istikrarsızlıkla boğuşan bir vesayet rejimine mahkûm edilmiştir.

Bugün “çekiliyoruz” söylemleriyle kamuoyuna sunulan şey, bir devir teslim değil; sömürünün ve vesayetin daha az maliyetli, daha görünmez bir evreye tahvil edilmesidir. Masayı terk ettiğini iddia edenler, kasanın anahtarını ceplerinde tutmaya devam ettiği sürece, bu çekilme hikâyesi tarihe ancak büyük bir tiyatro olarak geçecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim